Tavşan

Okurken dinlemelik: https://www.youtube.com/watch?v=pBUTalZ_cnc

İllustratör: @alternatecyborg

Kasım 2015, Londra

Hastaneden döner dönmez odasına çıktı. Haftalardır göğsünü sıkıştıran gerçeği yeni öğrenmiyordu; hatta kendini hazırladığını sanıyordu aslında. Durum kesinleştiğindeyse önceki mental hazırlığının pek işe yaramadığı ortaya çıkmıştı.

Odasına girer girmez kendisini karşılayan postere baktı ve o anda artık kendini tutamayacağını fark etti. Bir bal kavanozuna sarılan sevimli bir tavşan.

Henüz 11 yaşındayken babası hediye etmişti. “Mel, Bal, en sevdiği çizgi dostuyla. Umarım beğenirsin canım.” Aldığı günden beri her gördüğünde neşelendirmişti onu, ama bugün farklıydı.

En fazla acı bir bal olabilirim artık.

Uyandığında gözyaşları kurumuştu ve gece yarısını geçiyordu. Tavana gözlerini dikti Mel. Kaza anını hatırladı. Belki de hayal ediyordu. Ani bir fren sesi ve…

Artık sol kolum olmadan yaşayacağım demek.

Denir ki, dünyada hiçbir şey korkmanın korkusundan daha kötü değildir. Bir gün psikologu Mel’e şöyle demişti: “Bir şeyden çok korktuğunda canım, başına geldiğini hayal et. Evet evet. Göreceksin, en kötü senaryo bile o insanı kahreden kaygıdan daha rahatsız edici olamaz.”

O zaman anlamlı gelmemişti belki ama şimdi, her şeyin bittiğini düşündüğü bu karanlık saatte, kalbinin en derinlerinde tuhaf bir hafifleme hissetti.

Belki alışırım, belki bir yolu bulunur.

Birkaç hafta sonra internette okuyup heyecanla babasının yanına koşacağı satırlardan habersiz gözlerini kaparken bir an için posterdeki tavşanın gözlerinin parladığı sanmıştı.

Elektronik deri, protez organlara dokunma hissi kazandırıyor.

Dokunma hissi yaşatan elektronik deri, Xerox PARC basılı elektronik teknolojisini kullanan Stanford Üniversitesi araştırmacıları sayesinde gerçeğe dönüştü.

Stanford Üniversitesi bünyesindeki bilim insanları tarafından uzun yıllardır sürdürülen yapay uzuvlara dokunma hissi kazandırma çalışmaları, Xerox PARC’ın basılı elektronik teknolojisi ve yaklaşımının kullanılması ile başarıya ulaştı. Protez uzuvlara, dokunma hissi kazandırmak üzere geliştirilen elektronik deri teknolojisi, obje üzerine uygulanan teması algılayarak kişiye dokunma hissi verecek.

Öğrenecekti. Evrende aklımızın ötesinde çalışan güçler vardır.

M.Ö. 728, Kahire

Çöl denince genelde insanların aklına olumsuz koşullar gelir. Rahatsız edici kum fırtınaları, boğucu bir gökyüzü, susuzluk…

Anippe içinse hiç öyle değildi. Tertemiz bir gökyüzü altında, parlak yıldızları izleyip hayal kurmak demekti çöl. Gecenin serinliğinde annesine sarılarak eski tanrılar ve tanrıçalar hakkında hikayeler dinlemekti. Çoğu insanın sadece mecburen geçtiği, mümkünse hiç durmadığı topraklarda yaşıyordu; çok da mutluydu.

En azından yakın bir zamana kadar.

Arkadaşlarıyla en sevdiği oyun olan Senet’e dalmışken ufak taşların arkasına ve altın rengi kumların derinliklerine saklanarak gelen bir yılanın sol el bileğine doğru süzüldüğünü çok geç fark etmişti.

En kısa sürede hekime gitseler de duydukları açıktı: “Üzgünüm kızım, birçok yılan zehrini tedavi edebilirim ama bu farklı. Pek nadir görülür bu topraklarda aslında. Şanssız yavrum. Neyseki ölümcül değil.  Yalnız…”

Bir mucize gerçekleşmezse kumlara sevdiği hayvanları çizdiği, arkadaşlarıyla oyunlar oynadığı, annesine yardım ederken kullandığı kolunu sonsuza kadar kaybedecekti. En çok da küçük kardeşine doya doya sarılamayacağını fark ettiğinde keder başını döndürmüştü.

“Zehrin kolu dönülmez şekilde sarabilmesi için birkaç hafta süremiz var. Mucize bekleyelim. Bir mucize…”

Anippe’nin babası mucizelere, tanrıların göndereceği hediyelere inanan bir adam değildi. Kızının mutsuzluğunu bir nebze olsun hafifletmek için bir şeyler yapmaya karar verdi. Evlerinin duvarında kimin kazıdığı unutulan çoktan unutulan tavşan kabartması, bebekliğinden beri Anippe’nin ilgi odağıydı. Ne zaman ağlasa kabartmanın yanında sakinleşir, ne zaman keyifli hissetse soluğu onun yanında alırdı. Aklına güzel bir taştan tavşan heykelciği yapmak geldi babanın; belki bu kızını iyi hissettirebilirdi.

Baba evden çıkıp gecenin karanlığına dalarken, Anippe aynı şey aklına gelmiş gibi yatağından kalkarak kabartmanın önüne geldi.

Dakikalarca orada bekledi Anippe. Neden olduğunu anlamaya çalıştı. Anlayamadıkça bir cevap beklercesine tavşana baktı ara ara. Sonunda güçsüz düşmeye başladığını hissetti. Yüzünü elleriyle kapatırken kabartmanın üstündeki tozların kendi kendine havalandığını fark etmedi.

Millerce ötede, şehir merkezinde bir simyacı karışımlar üstüne çalışırken yeni bulduğu bir bitki kökünü kazana atmak üzere sandalyesinden kalktı.

Öğrenecekti. Evrende aklımızın ötesinde çalışan güçler vardır.

2138, New York

Genç kız, mekanik sol kolunu izlemeye dalmıştı. Çeliğin üzerinde dans eden açık yeşil ışıklar onu bir yerlere davet ediyor gibiydi. Tam geçmişin yükü usulca kalbine ilerleyecekti ki bir anda tavşanının gözlerini üstünde hissetti ve gülümsedi.

Kitaplar… Artık bu formlarıyla pek kullanılmıyor ama masamın üstünde onları görmek her zaman iyi hisettirmiştir beni Bun’um.

Hadi açalım bakalım birini, biliyorsun canım böyle sıkkın olduğunda sadece sen ve onlar yardımcı olabiliyor bana.

Neden mi mutsuzum? Savaş söylentilerini duymuş olman lazım. Bütün KL-X127’ler sınıra gönderilmiş, bu sadece kritik anlarda yapılacak bir hareket. İçimde kötü bir his var.  Bu seferki sadece çatışmayla geçiştirilecek gibi değil. Korkuyorum. Hem sınıra yakın çalışan ailem için, hem de dünya için…

Tozlar içindeki gökyüzünden gelen keskin sinyal sesleri kızın dikkatini dağıttı.

Neyse. Anlatılacak çok şey var Bun. Bırak şimdilik kendimizi hikayelere kaptıralım. Eski dünyalara.

Bir bakalım, ilki hangisi olsa… Şu ilginç gibi duruyor. Önce 2015’e, Londra’ya gidiyoruz.

Öğrenecekti. Evrende aklımızın ötesinde çalışan güçler vardır.

Hail to Crail tarafından yayımlandı

https://twitter.com/hailtocrail

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın